Hunlar da Ahşap Sanatı

Orta Asya’da ve Avrupa’da devlet kuran bir Türk boyu olan Hun-lar, (Osmanlı hanedanı dışında) Türklerin başında en uzun süre hanedanlık yapmış bir Türk devletidir. Bir Türk devleti olarak Hunlar; sınırlarını Büyük Okyanustan, Hazar Denizine, Tibet ve Keşmir’den Kuzey Sibirya’ya kadar genişletmişlerdir. Ordu örgütlenmeyi, savaşmayı, at yetiştirmeyi çok iyi bilen bir devlet olarak Hunlar, tahta evlerde oturup, deriyi işlemiş, dokuma yapmış, ahşaba şekil vermiş, şiir ve edebiyatla uğraşmışlardır.

İlk büyük Türk devleti olan Hunlar, M.Ö. 220-M.S.551 yılları arasında hükümranlık sürmüşlerdir. Hareketli bir göçebe hayatına sahip olan Hunlarda sanat ise çadır ve onu süsleyen eşyalar, halı ve her cins kumaşlar, at ve binicisi için gerekli olan koşum takımları , kayışların madeni ve ahşap süsleri, madeni kaplar, elbise süsleri ve her çeşit ağaç işlemelerini kapsar. O dönemde elbise-lerde kullanılan süs eşyalarının üzerinde de ince altınla kaplanmış motifler yer almıştır.

At koşumlarının üzerindeki süslemelerde ise bir çok hayvan figürlerin yanı sıra motiflerle tabiata yaklaşan ve onu keşfetme eğiliminden doğan bir anlayışla yapılmış sembollere yer verilmiştir.

Örneğin, Türklerde ilk defa bu dönemde işlenmeye başlanan bir çok hayvan figürlerinin yanı sıra kartal figürü, Selçuklu döneminde de kullanılmış-tır. Bu figürlerde şekil ve tarz değişikliği olmasına rağmen, yapıldığı o dönemin özelliklerini yansıtan izleri de taşımaktadır.

Ahşap torna işlerinde çok ileri seviyede olan Hunlarda; at koşum ta-kımlarını süsleyen ahşap kabartmalar, ağaçtan oyma heykeller, dekoratif sar-kıntılar, ahşap oyma tekniği olan “eğri kesim” tekniği ile yapılmıştır. Bu yön-tem, Hunlardan bu yana İslâmi döneme kadar bütün Orta Asya’daki Türk boyları arasında yaygınlaşmış ve yüzyıllar boyunca da uygulanmıştır.

Avrasya hayvan sitili veya İskit hayvan sanatı olarak adlandırdığımız çeşitli göçebe kavimlerin el sanatlarında figürler, aynı teknikle işlenmiştir. (Rice, 1957, 2,9,17,56)

Anadolu ağaç işçiliğinde kullanılan bu tekniğe Orta Asya’da İskitler ahşap ve metali işleyerek kullandıkları için rölyefli yüzeylerde derine doğru birbirini kesen eğri yüzeylerle indiği için bu ad verilmiştir. Ayrıca geometrik şekiller, hayvan ya da bitki motifleri girift bir şekilde helezonlar halinde işlen-miş ve çeşitli hayvan ve bitki figürleri de bu teknikler kullanılarak yapılmıştır.

Örneğin Hun sanatında kullanılan geyik figürünün özel bir önemi vardır. Geyik, Hunlarda ve Göktürklerde ölümsüzlük simgesi olarak yorumlanmıştır. Ayrıca At, yabani domuz figürleri de sıklıkla uygulanmıştır. (İskenderzade, 2010, 257). Avrasya da bu dönemden kalma sayısız geyik fi-gürleri bulunmuştur. Bunlar, çadırlardaki orta direğin üzerinde tuğ ve sancak sopalarının ucuna takılmış, totemik ve koruyucu anlam taşıdıklarına inanıl-mıştır. Bu inanışın, Selçuklularda hatta Osmanlılarda bile devam ettiği sıklıkla gözlenmiştir.

Güney Sibirya’daki Altay dağları eteklerinde yapılan M.Ö. IV. ve III. y.y.lardan kalma Pazırık kurganlarından çıkan eserlerde keçi, kartal, kaplum-bağa, balık, at figürlerinin Hun sanatında önemli bir yer teşkil ettiğini göster-mektedir. (Aslanapa, 1984, 4)

O döneme ait bir çok kemer süslemelerindeki kompozisyonlarda hay-vanlar, teker teker ve sakin ya da hareketli gruplar halinde görünürler. Arala-rında birbirine girmiş gruplar çoğunluktadır. Bunlar arasında yırtıcı bir hayva-nın saldırış sahnesi sıkça tekrarlanmaktadır.

Karşılıklı olarak simetrik düzende bu hayvan figürlerinin kompozis-yonlara yerleştirilmesi ile çok ilginç örnekler ortaya çıkmıştır. Bu gelenek, Sel-çuklu döneminde bu anlayışla ahşap üzerinde kullanılarak devam etmiştir.

You Might Also Like